Yaşanılası şehirler ve bulut rengi bisikletler

Bir şehri özlemek

Bayağıdır uzak kaldım deniz kıyısında oturmaktan, denizin kokusundan, martı sesleri ile beraber şehri dinlemekten. Elbe kıyısına gidiyorum vakit buldukça. Deniz yerine Elbe, kordon yerine Elbe kıyısı, martıların yerine kargalar var. Gençliğim mi, yıldızlar mı, memleket mi daha uzak? Bi şekilde heryerde yaşıyor insan, beceriyoruz bi şekilde yaşadıgımız şehre tutunmasını. Bazen sadece kendim için değil çevremdeki herkes için aynı şeyi düşünüyorum. Kendimi yabancı gibi hissediyorum bu şehirde ancak eminim ki zaman zaman hepimiz hissediyoruzdur bu aidiyetten uzakta kendimizi. Eski şehrin manzarasında aklıma o soru geliyor. Ne kadar yaşanılası bu şehir? Hani hep seçerler ya dünyanın en yaşanılası kenti falan diye. Ben de merak ettim bir şehrin nesi onu diğerlerinden daha yaşanılır kılar?

Yaşanılır şehir ?!?

Bu sorunun cevabı bence hepimiz için farklı. Ekonomik imkanlar ve daha çok para kazanmak mi? Daha güvenli bir olması mı? Daha tarihi ya da daha modern bir şehirde yaşamak mı? Daha yeşil ve belki daha saglıklı bir şehir? Belki bunlara daha bisiklet dostu olmayı da ekleyebilir miyiz? En bilinen ´´en yaşanılır şehirler´´ listelerinden biri olan Mercer listesine göre 2015 in en yaşanılır şehri Viyana seçilmiş.İstanbul aynı listede 122. sırada (https://www.imercer.com). Liste 10 temel kriterden (politik ve sosyal durum, ekonomik durum, sosyo-kültürel durum, saglık ve tıbbi hizmeler degerlendirmesi, okul ve egitim, eglence ve dinlenme imkanlari, tüketim mallarina erisim, konut durumu, çevresel durum ve bizi cok yakından ilgilendiren kamu hizmetleri ve ulaşım) toplam 39 faktör degerlendirilerek bu sıralama yapılıyor. Tabii ki bisiklet ve bisiklet yolları da bu faktörlerin içinde. Çok basit bir karşılaştırma yapacak olursak, aynı listede 14. sırada olan 3,5 milyon nüfuslu Berlin´de 620 km bisiklet yolu var ve toplam ulaşımın %20 ye yakını bisikletlerle sağlanıyor. İstanbul´da ise resmi bir rakam bulamamakla beraber gazete haberlerinde Avrupa yakasinda 20 km Anadolu yakasında 60 km´ye yakın rakamlarla toplam 80 km bisiklet yolu var. 3,5 milyona 620 km, 18 milyona 80 km…

Bu kadar rakam kafa karıştırıyor. Ben özlediğim şehirle yaşadığım şehri ufaktan bi kıyaslamaya başlıyorum. İzmir´de 3 milyondan fazla insan yaşıyor. Dresden´de ise yarım milyondan biraz fazla. İzmirlilerin ´ee orası köymüş yahu´ dediklerini duyar gibiyim. Eh işte benim yaşadığım köyde fena degil bazı açılardan. Hemen hemen herkes için önemli olan, ekonomik durum, sosyal hayat, güvenlik falan (her pazartesi akşamı yapılan yabancı düşmanı grupların toplantılarına rağmen) gayet iyi. Bunun yanında bizim için iyi olan bir başka durum ise bisiklet yolları. Dresden köyünde 400 km’den fazla bisiklet yolu var. Bazen bir bisikletlik bazen iki ama bi şekilde şehrin genelinde iyi kötü var. Canım İzmirimde ben ayrılırken kaç km bisiklet yolu vardı hatırlamıyorum ama en son internetten kontrol ettiğimde (43+22) 65 km bisiklet yolu olduğunu gördüm. Dedim ya rakamlar kafa karıştırıyor hatta bazen üzüyor insanı.

Şehrin işine geliyor aslında bisiklet yolu sahibi olmak. Toplu taşımadaki yük azalmış mesela. Belli başlı birkaç hat ve sabah akşam yoğunluğu haricinde kalabalık, tıka basa dolu bir otobüs yada tramvay göremezsiniz. Binlerce insan işine okuluna bisikletle gidince trafik sorunu doğal olarak çözülüyor. Trafikte araç sayısı azalınca hava kirliliği azalıyor. Şehir daha yeşil, daha sağlıklı ve daha sessiz. Şehir size imkanlar sundukça bisiklet sadece spor ve eğlence aracı olmaktan çıkıyor. Kısaca Dresden’de olan bu. Basit örnekle, Elbe bisiklet yolu İzmir Kordon yoluna benzetilebilir. Şehiri bir uçtan bir uca geçen, koşanların, gezintiye çıkanların, bisikletçilerin, pikniğe gidenlerin, kısaca şehrin en büyük mesire yerinin ortasından geçen bir bisiklet yolu. Tabii ki aynı İzmir gibi yazları sabah akşam insan kaynayan, bazen bırak bisiklete binmeyi yürümenin bile zor olduğu bir yol. Ama siz hiç bu kalabalığa karışmadan işinize yada okulunuza Elbe’nin hemen yanındaki araç yolunun üzerindeki bisiklet yolu ile gidebilirsiniz (Resimde kırmızı oklarla gösterilen yollar). Şehir bisikletinize arabanız kadar değer vermeye başladığında birden fazla yolunuz olabiliyor.

elbe-radweg

elbe bisiklet yolu

Tabii ki herşey yol yapmakla olmuyor. Bisiklet yolu olmayan yüzlerce sokak ve cadde var ama bu bisikletlilere bir sorun yaratmıyor. Normal araç trafiğinde pedallıyorsunuz. Kimse üzerinize sürmüyor, su şişesi fırlatmıyor yada üzerinize sürerek taciz etmiyor. Bence en büyük fark burada ortaya çıkıyor. Şehir yöneticileri ve halkı bisikleti o şehrin ulaşımının ve hayatının değişmez ve ayrılmaz bir parçası saymaya başladığında herşey daha farklı oluyor. Örneğin, her yaz sonu Elbe kıyısına kurulan yazlık sinema ve konser alanı aslında bir aydan fazla süre Elbe bisiklet yolunu işgal ediyor.

elbe-kino

Elbe sinema günleri bisiklet uyarisi

İşe gitmek için hergün bu yolu kullanan biri olarak devasa platformu ilk gördüğümde kızmış, daha münasebetsiz bir yer bulamadınız mı diye söylenmiştim. Kızgınlığım organizasyonun koyduğu tabelaları görmemle beraber yokoluverdi. Sinema izleyicileri girişte kasadan biletlerini alırken bisikletçiler alan içinde duraksamadan sinema perdesinin önünden bisikletle geçebiliyor (ne yazık ki bunun için bir resim yada video elimde yok). Şu ana kadar da sinema gecesine bisikleti ile kaçak girmeye çalışanı duymadım.

elbeufer-source-prinzde

Elbe sinema günleri – kaynak: prinz.de

Yollar ve saygılı insanlar yada harika ulaşım sistemleri ne yazık ki trajedileri herzaman engel olamıyor. Ve birgün o sürekli geçtiğim caddenin köşesinde beyaz bir bisiklet görüyorum. İçimden bir parça acıyor. Biliyorum o beyaz bisiklet o köşede hayatını bisiklet kazası ile kaybeden biri için. Bu yılın şubat ayında 26 yaşında bir bisikletçi kız o köşede bir beton kamyonu altında can veriyor. Düzgün ayrılmamış bir yol ve bir anlık hata bir can alıyor bisiklet üstünde. Birçok grup tepki gösteriyor, protestolar ve yazılar gözyaşlarına karışıyor.

Bulut rengi bisiklet

Bulut rengi bisikletler

Son zamanlarda canım İzmirimden de birçok kaza haberi duyuyorum ve her defasında içim acıyor. Her defasında bisiklete binerken birşeyin biraz daha farkına varıyorum ki, bisikletin güvenliği benim dikkatim yada kaskım değil aslında. Benim kadar yolu paylaştığım diğerlerine de bağlı bu durum. Belki de bisikletçilerden ziyade asıl eğitim alması gereken kişiler motorlu taşıt sürücüleridir. Hatta daha fazlası. Eğer bisikletlerimiz sadece bir eğlence aracı değil aynı zamanda yaşadığımız şehrin ulaşımının ve hayatının bir parçası olacaksa belki de ilk önce karşılıklı saygı duymayı öğrenmeliyiz.

Son olarak bütün bisikletçilere dileğim, umarım hayatınız boyunca şehrinizde hiç bembeyaz bir bisiklet olmaz.


Ne düşünüyorsun?