Easter morning tea

Uçan yumurtalarla Erzgebirge üzerinden bir paskalya bisiklet gezisi

Mart sonunda dışarıda uyumak

Tura başlamadan önce hava durumu her gün değişti. Bir hafta öncesine kadar ılık bir hafta sonu olmasını beklerken sıcaklığın birden eksilere kadar düşen bir hava ile karşılaştık. Tabii ki bu tahminler Elbe kıyısındaki Dresden için, peki ya 900 metre daha yüksek Erzgebirge?

Bu yüzden geziden hemen önce yeni uyku tulumları sipariş edildi. Konforlu kullanım -4, rahat kullanım -10, hayatta kalma durumunda -30 a kadar kullanılabilen ve en önemlisi birleştirip kullanılabilen uyku tulumlarımız. -30 mu dedi biri? Ama ben Ege’liyim…Tabii ki yeni uyku tulumları kuştüyü değil. Malum ekonomik nedenler. Bu yüzden de bizim heybe çantaları ağzına kadar dolduran bu tulumları koyacak yeni su geçirmez çanta alındı. Her şey üşümemek için. Sonunda tüm bu telaş boşa çıktı. Hava beklediğimiz kadar soğuk olmadı ve geceyi 4-6 C civarı soğukta geçirdik. İlk gece bayağı yağmurlu ikinci gece ise bayağı nemli geçti. Buna rağmen yolda 800 metre yükseklik civarında hala sağda solda içimizi titreten kar birikintileri var. Şansımızı çok zorlamadan vadi boyunca ilerliyoruz. Ne yaparsan yap sabah erken ve güneş battıktan sonra soğuk parmakları donduruyor. Bir bardak çay molası ve kalın kışlık eldivenler sorunun çözümü.

j&n with easter eggs

Bu durum bize bir ders daha öğretti: gereğinden fazla hazır olmamak lazım. -30 C a kadar kullanılabilecek uyku tulumlarını bu havada kullanırsanız gece boyu afakanlar basar, bir soğuk bir sıcak arası gidip gelirsiniz, fermuarı kapatınca çok sıcak açınca çok soğuk olur. Terledikçe oluşan buhar çadırın içinde yoğunlaşınca sabaha nemli bir çadırda uyanırsınız. Kararında donanım çok önemli.

Müglitztal vadisi

Nemli geçen ilk gecenin ardından güneşli bir güne uyanıyoruz. Elbe’nin bu kolunu vadi boyunca takip ederek çok dik tırmanışlardan kaytarmış olduk. Bir yandan da pek az kullanılan ara yollar ve patikalarla Alman-Çek sınırına varmış olduk. Sınırı gösteren küçük tabelayı geçip Çek tarafına giden patikaya dalıyoruz. Patika boyu eski sınır tabelaları bizi uyarıyor, Dikkat! Pazor!

Yarım saat sonra patika yol ormanın içinden çıkıp ilk Çek kasabasını gösteriyor bize. Bizi burada ilk karşılayanlar lamalar. Avrupa’da sadece hayvanat bahçelerinde görülebileceğiniz lamalar evlerin bahçesinde salına salına dolaşıyorlar.Açlığın verdiği yorgunluk ve lama görmenin şaşkınlığı ile pedallamaya devam ediyoruz. Sonunda 808 metre Mückenberg tepesine varıyoruz. Tamam, çok değil bende biliyorum ama aç ve yorgunken gayet yüksek geliyor insana. Hava pırıl pırıl değil ama biraz mola verip ayakları yere basıp manzaranın tadını çıkarmaya engel değil. Etrafta yemek molası verecek bir yer arıyoruz. Yol üstündeki büyük park yeri dolu olmasına rağmen açık bir restoran göremiyoruz. Park etmiş tur otobüslerinin birinin sürücüsü ile laflamaya başlıyorum. Birkaç yüz metre daha tırmanırsam zirvede güzel manzaralı bir restoran olduğunu söylüyor. Birkaç yüz metre daha mı? Hiç dert değil.

Sonunda tepenin üstünde tipik bir çek restoranı buluyoruz, eski büyük ahşap mobilyalar, birayı servis etmeden evvel kendi içen garson kızlar ve tabii ki bir sürü Alman turist. Güneş bulutların arasından kendini gösterdikçe restoranın içi bir anda ısınıyor. Manzara harika, porsiyonlar doyurucu ve siyah biranın tadı harika. Yorgunluktan sebepsiz gülümsememize engel olamıyoruz. Moladan sonra yola devam.

Bisikletsel durumlar ve 8 çizen tekerlek

Paskalyadan bir gün önce yaşananlar tamamen benim suçum aslında. Hafifçe sekiz çizen ön tekerleğe ve bu yüzden tam tutmayan ön frene ve janttaki çatlağa rağmen Çek tepelerinden aşağıya sürmek bir hataydı. Bohemya’nın tepelerinin manzarasını izledikten sonra %12 eğimli yoldan aşağıya inmeye başlıyoruz. Ara ara durup fren tutan parmaklar dinlendiriliyor, frenler kontrol ediliyor ve yola devam ediliyor. Bu şekilde uzun zaman yol almamıza rağmen yolun bir anda dimdik aşağı inmeye başlaması ve Justina’nın beni uyarması aynı anda oluyor. Artık çok geç…

Üzerindeki yükünde etkisi ile hızla yokuş aşağıya giden bisikletin frenleri bir an tutmamaya başlıyor. Aynı anda yol orman içinden çıkıp aşağıdaki kasabanın ilk sokaklarına ulaşıyor. Artık duracak uygun bir yer !? bulma zamanı geldi. Kimse yokuş aşağıya giderken şehir trafiğine dalmak istemez herhalde. Hızla aşağıya sallanırken şu freni boşalan kamyon tırlar için yapılan “kaçış rampası” gibi bir yer arıyorum. Tüm bu olanların 20 saniyede gerçekleştiğini söylememe gerek yok sanırım. Yol kasabanın içine dönünce bende kendi kaçış rampamı buldum. Herkes yokuş üstündeki evlerinin önüne eski taş basamaklar yaparken sadece bir kişi çimlerle kaplı toprak bir yolla evinin önünü dekore ediyor. İşte benim kaçış rampam. Hiç düşünmeden toprak tepeye gidonu kırıyorum ve frenlerden kalan ne varsa asılıyorum. Tepenin üstüne yumuşak bir inişle nergis çiçekleri arasında yatan bir Umut ve patırtıya duyup kafalarını uzatan Çek komşular. Bu şanslı inişte hiç yara bere almadım ama sarsıntının şokundan sonra kasaba merkezine kadar yürümeyi tercih ettim.

Güneşli bir meşe ormanında paskalya sabahı

Bu yılki paskalya sabahımız bizi güneşin dalların arasında serin ve nemli havayı ısıtmaya çalıştığı cıvıldayan kuşlarla dolu bir meşe ormanında karşıladı. Erkenden uyanıp ilk iş sabah çayı ile beraber soğan kabukları ile yumurtaları beraber kaynatıp doğal olarak renklendirmek oldu.

Yumurtalar Dresden’den beri iki gündür bizimle beraber yoldaydılar. Rotamız belli değildi ve paskalya tatili boyunca açık herhangi bir market ya da alışveriş merkezi bulamama ihtimaline karşı “paskalya yumurtalarımızı” yanımızda taşımaya karar verdik. Yumurtasız bir Paskalya düşünülemez. Yumurtalar Umut’un bisikletin ön çantasında anayollardan çayır çimen patikalara kadar bütün yolu sağ salim kat ettiler. Hatta yoldaki tüm çatlak patlaklara, Umut’un kazası ve yumurtaların üstüne uçmasına rağmen ufak bir çatlakla sapasağlam yola devam ettiler.

Paskalya kahvaltısı yakınlardaki köyden gelen çan sesleri ile hemen hemen aynı zamanda başladı. Kimsenin yumurtaları yabani otlar veya yapraklarla kaplayıp, kaynatıp üzerlerine doğal desenler yapmaya zamanı yoktu. Tek isteğimiz açlıktan ölmeden güzel bir kahvaltı. Her ne kadar aç olsak da Litvanyalıların tipik paskalya sabahı geleneği yumurta tokuşturma oyunu ile kahvaltıya başladık. Tokuşturma oyunundan kimin yumurtası sağlam çıkarsa o senenin en güçlüsü olacak. Justina oyunun galibi olarak yabanturpu, salatalık ve esmer ekmekten oluşan kahvaltıya ilk başlayan oldu. Tabii ki kahvaltı espresso ve sarelleli ekmek ile bitti….

Ağaçların arasından süzülen güneş, kuşların şakımalarına karışan ağaçkakan sesleri ve ortalıkta zıplayıp duran sincapların olduğu bir ormanda uyanmak ve güne başlamak; aradığımız huzur bu olsa gerek.

Lamas in Czech Rep


Ne düşünüyorsun?