Karda Kışta Almanya ve Çekya’da pedallamak

Dresden’de verdiğimiz kısa molayı kar yağışının biraz durmasını fırsat bilerek bitiriyoruz ve Prag’a doğru yola çıkıyoruz. Karla kaplanmış zaman zaman da buzla örtülü bisiklet yollarında mücadele ediyoruz. Ayni anda Elbe kıyısında kafadan esen buz gibi bir rüzgar. Justina bisikletini güçlükle iterken ben inatla binmeye çabalıyorum ve düşüyorum. İkimiz beraber karların arasından tekrar araç yoluna itiyoruz bisikletleri. Kar yolun iki yanına itilerek yol temizlenmiş. Biz de araç trafiğine çıkıyoruz. Siz bizim yolları temizlemezseniz biz de sizin yolu işgal ederiz. Bizim bu eylemden kimse memnun değil ve bizi sollarken bunu çok açık gösteriyorlar.

Leaving Dresden

Dresden’ de ki ilk gün şu ana kadar ki en çok tırmanma gerektiren yol. Ayrıca soğuk ve rüzgarlı.

Winter coat

Yol boyu tırmanıyoruz, iniyoruz ve tekrar tırmanıyoruz ta ki saat 14.00 civarı rotanın ortasına varıncaya dek. Yemek için bir yer bulmak zaman alıyor çünkü hemen hemen her yer kapalı. Dresden’den Saksonya isviçresi boyunca Çekya’ya ( Usti nad Labem ve sonra Bohemya’ya) doğru giden dağlık yol yazları bayağı bir popüler. Kışları ise boş ve soğuk. Sonunda açık bulduğumuz bir restorana oturuyoruz. Tadını bildiğimiz garanti bir şey ısmarlıyoruz, domates çorbası gibi. Ne kadar kötü olabilir ki dediğimiz çorba bildiğin ketçaptan yapılmış. Açlık ağır basıyor çorbalardan sonra bir de Bauernfruhstuck yani köylü kahvaltısı söylüyoruz. Tabii ki memleketin köylüsü ve Alman köylüsünün kahvaltısı çok farklı. Bildiğin yumurtalı patates geliyor ve biz yarim kalan çorba-ketçapları sos olarak kullanıyoruz.

Yemek molası ile ilgili tüm hayaller tuzla buz olurken yanlış yollar ve hava koşulları bizi çok yoruyor. Bugün bir uğursuzluk mu var nedir? Tırmanmaya devam ediyoruz ama aksama kadar Litomerice’ye varamayacağımız çok açık. Günesin batmaya başlaması ile Sıcaklık düşmeye başlıyor. -2 derece olan sıcaklık rüzgarla-10 dereceye geriliyor. Neyse ki yeni kışlık eldivenler hakkını veriyor. Ama gene de yorgunluk ve soğuktan titremenize engel olamıyorlar. İnsanlar geçtiğimiz kasabalarda bizi izliyor sessiz ve tepkisiz. Kamp yapmaya pek müsait bir yerler yok ortalıkta. Moraller bozuk. Rotayı değiştirip Königstein’dan trene binmeye karar veriyoruz.

Trene binmek de kolay değil. Tüm gişeler kapalı ve bilet otomatları Çekya’ya bilet vermiyor. Online tren tarifelerine bakıyoruz. Biraz sonra bir tren varıyor ama bisiklet için uygun vagonu yok. Alman kondüktörler bisikletleri vagonun koridoruna koymamıza izin vermiyorlar. Trene binmek imkansız. 2 saate yakin diğer treni bekliyoruz. Tren istasyonu sıcak ama yediğimiz abur cuburlar yetmiyor, resmen açız. Sonunda trenimiz geliyor ve tarihin en uzun tren biletini alıyorum.

Neyse ki tren değiştirirken Justina bir yerlerden sandviç almayı beceriyor da biz bisikletleri Litomerice’de taşıyacak gücü buluyoruz. Litomerice istasyonunda asansör olmadığı için bisikletler ve çantaları biz taşımak zorunda kalıyoruz.

Litomerice’de Couchsurfing’den Daniel bizi müthiş bir lazanya ile karşılıyor. 2 saat geç varmış olmamıza rağmen hoş sohbet, lezzetli yemek ve yerel şarap ile her şey yoluna giriyor. Ama gece daha yeni başladı. Daniel bizi yerel bira imalathanesi Labut’a (Kuğu) götürüyor. Bira candır demiş miydim? Bugün birahanenin 6. Kuruluş yıl dönümü ve kutlama için tüm kıdemli müşteriler gelmiş. Yıl dönümü hatırına çekiliş düzenleniyor. Bizim şanslı numaralara 1.5 litrelik iki şişe bira vuruyor. Üstelik biri ballı bira. Ertesi gün bira şişelerini Daniel’in evde unutarak yola çıkıyoruz ama Justina önümüzdeki 70 km boyunca 600 metre tırmanırken bu şişeleri taşımadığıma çok memnun olacağıma beni inandırıyor.

Litomerice – Prag arası planladığımız rota kolay gözüküyor. Biz gene de erken yola çıkmak istiyoruz ve kahvaltıdan sonra 09.30 da pedal başındayız. İlk buz kaplı bisiklet yolundan araç yoluna dönüyoruz. Harita üzerinde her şey kolaydır.

Bicycle path towards Terezin

Hava bulutlu ama en azından rüzgar ve kar yok. 12.00 civarı Roudnice nad Labem’da öğle molasını veriyoruz. Bisikletleri cafenin önüne park etmeye çalışırken, cafenin sahibi bizi bisikletlerle beraber içeri davet ediyor. Aramızda derin bir dil problemi olsa da yardımsever kafe sahibesi ile anlaşıyoruz. Ve en son ne zaman bu kadar lezzetlisini yediğimizi hatırlayamadığımız hamburgerlerden 2 tane yuvarlıyoruz.

Cafe Girafe in Rudnice nad Labem

Bu arada benim terden ıslanmış bütün kıyafetler kaloriferin üstünde gizlice kuruyor. Justina birkaç kat daha giyerek -5 dereceye düşen sıcaklıkla baş etmeye çalışıyor. Önümüzde hala 40 km var ve biz hızla pedallamaya devam ediyoruz. Nehir boyunca Çekya ‘nın eski kaleleri ile beraber çok güzel bir manzara ile Prag’a yaklaşıyoruz. Nehir yolundan ayrılınca civardaki donmuş göllerde buz pateni yapan insanları görmek komik bir tezat yaratıyor. Karanlık çökmeye başlıyor ve biz buz kaplı bisiklet yollarından dolayı Prag’a doğru giden ana yola girmek zorunda kalıyoruz.

Rolling into Prague along the main way

Hava karardıkça ana yol daha tehlikeli görünüyor. Yoldan vazgeçip kaldırımdan gitmeye kalkıyoruz ama o da bir süre sonra bitiveriyor. Prag’in içinde kar ve buzdan kapanmamış bisiklet yollarını bulmak çok zor. Hava gitgide soğuyor ve bizim yeni Istakoz form eldivenler artık faydasız. Aslında varacağımız yere sadece 5 km kaldı ama biz soğuğa yenik düşüyoruz. İlk bulduğumuz mekana atıyoruz kendimizi. Soğuktan acıyan parmakları ısıtıyoruz çorba ve çay ile. Derken tüm bu kargaşada komik bir şeyler oluyor. Prag’ın parklarında yol ararken Justina karanlıkta donmuş köpek pisliğine basmış. Donmuş pislik kafede sıcaktan eriyor ve biz mekanı birazcık kirletiyoruz. Sonunda soğuğa karşı koyacak gücü topluyoruz ve Flensburg’dan eski dost Nilüfer’in evine varıyoruz. Gerçekten de krallar gibi ağırlıyor bizi Nilüfer. Justina fazla yemekten endişeli ama kar ve buzla gecen 70km’den sonra hiç bir şey fazla gelmiyor.

Prag’da 3 gece kalıyoruz. Günler yemek pişir, uyu, fotoğraf ve videoları düzenlemekle geçiyor. Planladığımız gibi Prag’da kuduz aşılarımızı oluyoruz (neden diye soracak olursan Almanya’dan daha ucuz). Sürekli hava durumunu kontrol ediyoruz ama geceleri -10 derecenin altına düşen hava hiç de umut vermiyor.

31 ocak salı sabahı yeni yağmış karların üzerinden Viyana’ya doğru yola çıkıyoruz. Tünellerden geçip taş döşeli kaygan yollarda debeleniyoruz resmen. Viyana’ya doğru giden greenway- yeşil yolu kullanmak imkansız çünkü yol artık yeşil değil beyaz. Araç yolu ile zig zag yaparak ilerliyoruz. Bazı yollar tamamen karla kapanmış. Bisiklet izi yerine kayak yapanların izleri her yerde. Bisikletleri teker teker tepeye doğru itiyorum. Nihayet kardan temizlenmiş yollar ve Prag’dan çıktığımızı gördüğümüz tabela bizi mutlu ediyor. Ama sadece Prag’dan çıkmak bize 2 saate mal oluyor. Birkaç saat sonra yol üzerinde küçük bir kasabada mola veriyoruz. Yeşil çay, gulaş çorbası ve bol acılı pizzadan oluşan menü yüzümüzü güldürüyor.

Yokuşlar ve tepelerle yola devam ediyoruz. Prag’dan sonraki yolların çoğunda ana yoldan uzak köy ve kasaba yollarını tercih ediyoruz. Büyük şehir sürücülerinden farklı olarak bu yollarda sürücüler kesinlikle çok daha anlayışlı. Sonunda hedefe 8 km kaldığını gösteren tabela bizi mutlu ediyor. Ama yol tabelaları yolun kapalı olduğunu gösterse de telefondaki harita bisiklet yolu olarak bu yolu gösteriyor. Kar yağışı hızlanıyor ve bizim gidecek başka bir yolumuz yok. Bir süre sonra yol 20 cm den fazla karla kaplanıyor ve bisikleti sürebilmek imkansızlaşıyor. Bisikletleri itmeye başlıyoruz. Tam artık birkaç km kaldı derken yolumuzu bir barikat ve güvenlik görevlisi kesiyor. Justina’nın kırık dökük rusçasının yardımı ile çökmüş köprü ve kapalı yol kelimelerini anlıyoruz. Yapacak bir şey yok bisikletleri geri itiyoruz. Kar şiddetini arttırıyor. Saat daha 17.30 ama hava çoktan karardı ve kar yağışı görüşümüzü iyice azalttı. Cosuchsurfing’deki ev sahibemize mesaj atıp gelemeyeceğimizi yazıyoruz. Diğer yol 30 km den uzun sürüyor ve bizim bunu tamamlayacak gücümüz yok. Kamp yapacak yer ararken CS dostumuzdan mesaj geliyor “ babam sizi almaya geliyor”. Yakındaki kasabanın süpermarketinin önünde buluşuyoruz süper baba ile. Bizi tanımak pek zor olmuyor onun için. Bu civarda bu kılıkta pek kimse yok.

our bicycles after the snowy evening

Bisikletleri süper babanın araca yükleyip yola çıkıyoruz. Kar delicesine yağıyor ve yol bizim sandığımızdan daha uzunmuş. Yaklaşık yarım saatlik sürüşten sonra CS evsahibemiz Ivanka’nin evine varıyoruz. Sobanın önünde ayakkabıları kuruturken, sıcak yemek ve sohbete dalıyoruz. Uyku tulumlarımıza gömülürken iyi bir uyku hayal ediyoruz ama sabaha can yakan bir farenjit acısı ile uyanıyorum.

Snowy bicycle

Ertesi gün güne bisikletlerdeki buzu temizleyerek başlıyoruz. Daha sonra ilk hedef 9 km uzaktaki tren istasyonu. Yollar karla kaplı ama mesafe kısa. Ağır ağır varıyoruz istasyona. Öğle yemegine Tabor’daki diğer Couchsurfer arkadaşlara yetişiyoruz. Farenjit pek iyiye gitmiyor ve biz Viyana’ya trenle ulaşmaya karar veriyoruz. Çek cumhuriyetinde soğuk ve sağlık bizi yeniyor ne yazık ki. Ülkenin yarısından fazlasını geçiyoruz bisikletle, bu da bize şimdilik bir teselli oluyor. Bir daha ki kara kışta sözüm söz seni baştan başa geçeceğim Çekya.


Ne düşünüyorsun?